Anasayfam Yap   Favorilerime Ekle   Geri Beslemeler

Yazılar

 İsmail Beşikçi, Türkiye’nin vicdanıdır 23.07.2010
İsmail Beşikçi, Türkiye’nin vicdanıdır

Liseli yıllarımda Kürt toplumu hakkında okuduğum en değerli kitap İsmail Beşikçi’nin imzasını taşıyordu. Adını bileceksiniz, Doğu Anadolu’nun Düzeni.

Doğan Avcıoğlu’nun yazdığı Türkiye’nin Düzeni adlı kitabı hatırlatan bir isimdi bu.

İsmail Hoca, yıllarca sürdürdü yazmayı ve zamanla kitaplarının sayısı 37’yi buldu.

İsmail Beşikçi Ankara’da yaşıyor. Onunla Kızılay’da bir yerlere giderken bazen sokakta, bazen de sık sık uğradığı Selanik Caddesi’ndeki Çarçıra Kitapevi’nde karşılaşırız.

Az konuşur, daha çok dinlemeyi sever İsmail Hoca.

Dinler hep ve arada bir sohbete katılır sadece. O da birkaç cümleyi geçmez.

Geçenlerde, Felsefeciler Kulübü’nün Ankara’da düzenlediği etkinliğe birlikte katıldık.

Çok keyifli olmuştu. İsmail Hoca’nın konuşmacı olduğu bir panelde, onunla beraber olmaktan onur duyduğumu söylemeliyim.

İkimiz de hukuk ve yargının Kürtler söz konusu olduğunda nasıl işlediğini anlattık.

17 yıl hapis yatmış bir insan olarak uğradığı haksızlıklardan tek kelime söz etmedi İsmail Hoca. Konuşmasına Kürt çocuklarının yargılandığı davalarla başladı ve öyle de bitirdi..

İsmail Beşikçi 12 Mart ve 12 Eylül’de hapis yattı. Toplam 17 yıl. Dile kolay. Türkiye’nin çeşitli hapishanelerinde geçen koskoca 17 yıl.

Musa Anter, 12 Mart’ta Diyarbakır sıkıyönetim mahkemelerinde açılan ve Kürt aydın ve siyasetçilerinin yargılandığı davalarda, en kabarık dosyaların İsmail Beşikçi’ye ait olduğunu kaydeder.

İsmail Hoca Kürt değil, İskilipli. Savcılar İskilipli bir Türk’ün Kürtler arasında ne işi var diye öfkelenir ve şöyle dedikleri olurmuş:

– Hadi bunları anladık, bunlar Kürt, ya sana ne oluyor!..

Diyarbakır cezaevinde de buna benzer sözleri gardiyanlardan çok duyardık.

Farklı davalardan yargılanan Türk arkadaşlar vardı aramızda ve gardiyanlar doğrusu bu arkadaşlara ‘özel muamele’ yaparlardı ve buna çok üzülürdük.

‘Hele bunları anladık, Kürdistan kurmak istiyorlardı, yakaladık hepsini, peki size ne oluyor, ne işiniz vardı bu Kürtlerle de, buralara düştünüz!’ gibisinden bir tavır içindeydiler gardiyanlar.

Kürt meselesinin tarihini, sosyal ve siyasal sebeplerini, akademinin yani bilimin gözüyle araştırmaya ömrünü adayan İsmail Hoca, 12 Mart’tan bu yana, hep özel muamelelere tâbi tutuldu ve özel yargılamalardan geçti.

Şimdi İsmail Hoca’ya 8,5 yıl hapis istiyorlar.

Davanın ilk duruşması 28 temmuzda İstanbul 11. Ağır Ceza’da görülecek.

Dünyanın herhangi bir ülkesinde, kimsenin önceden göremediği veya görüp de inkâr ettiği bir gerçeği, herkesten önce gören ve insanları bu gördüğü ve keşfettiği gerçeği anlamaya davet eden bir bilim insanına hiçbir devlet böyle davranmaz.

Ama burada gerçeği herkesten önce görmek ve başkalarının görmesi için kitaplar yazmak, araştırmalar yapmak bile suç.

İsmail Hoca o ‘suçu’ işledi durdu. 37 kitap yazdı. Yazdığı kitapların 32’si yasaklandı.

O kitaplarda yazılanların önemli bir bölümü, inkâr edilen bir halkın varlığına işaret ediyordu.

Başbakan geçen hafta kadın örgütleri ve temsilcileriyle yaptığı toplantıda inkârın bittiğini, bunun da Kürt sorununda çözümün yüzde yetmişi demek olduğunu söyledi.

Bu tesbit çok doğru tabii.

Peki, inkârın bitmesi için hayatını, emeğini ve bilimsel kariyerini ortaya koyan, bu uğurda 17 yıl hapis yatan bir bilim adamından hâlâ ne istiyor bu devlet?

Hoca 8,5 yıl cezaya mahkûm olsa, Başbakan ‘İsmail Hoca’ya biz ceza vermedik’ diyerek sorumluluktan kurtulabilir mi?

İnkârın bitmesi, işin yüzde yetmişidir diyen bir başbakan, acaba İsmail Beşikçi’nin ve yazarların, akademisyenlerin, aydınların, düşüncelerini bugün serbestçe söyleyebilmesi için gerekli yasal değişiklikleri neden hükümetinin programına almaz?

TMY ve TMK kime hizmet ediyor?

Demokratik ilerleme için adımlar atan, bunun için Anayasa’yı değiştirmeye çalışan bir hükümete ve onu destekleyen demokrasi güçlerine mi, yoksa, Türkiye’yi 1930’lu yılların karanlığında tutmak isteyen yargı bürokrasisine ve bilumum statükocu güçlere mi?

Devlet üniversitelerinde, resmî ideolojinin kutsandığı ve onun hilafına bir tek sözün söylenemediği, söylenmesinin vatana ihanet sayıldığı bir zamanda, İskilipli Türk İsmail Hoca, Kürtlerin inkâr edildiğini, Kürtleri Türkleştirmenin mümkün olmadığını büyük bir cesaretle yazıp durdu

İster farkında olalım, ister olmayalım, bugün, inkârın bittiğini söyleyen Sayın Başbakan dahil, hep beraber, İsmail Hoca’nın açtığı yolda yürüyoruz..

Çünkü inkârın bittiği yolda yürümemizi sağlayan aydınların en önde olanıdır İsmail Beşikçi.

Nasılsa bir başka İsmail Hoca çıkardı, diyenler yanılırlar bence. Yarım yüzyıl geçti aradan, ama ikinci bir İsmail Beşikçi çıkmadı bu ülkede.

İsmail Hoca, benim aklıma hep Sartre’ı getirir. Belki biraz da Frantz Fanon’u. Ama daha çok Sartre’ı tabii..

Daha fazla Sartre’a ihtiyacımız olduğu bir zamanda, bu ülkenin vicdanı bir bilim insanını, belki de tek Sartre’ı olan bir aydınını yargılamaya devam ediyoruz hâlâ.

Bu büyük bir utanç aslında.

Bu utançla beraber yaşamak zorunda değiliz artık.

Bana kalırsa, İsmail Hoca’nın kaleminden çıkmış ve savcının suç kabul ettiği şu satırların altına hep beraber imza atmalıyız:

“Kürtler 200 yıldır özgürlük için, özgür bir vatana kavuşmak için mücadele etmekte, bedel ödemektedir... Suriye, İran, Türkiye, Kürtleri baskıyla, zulümle yönetmektedir... Kürtleri müştereken baskı altında tutan devletler her zaman politik, ideolojik ve askerî güçlerini, diplomatik güçlerini Kürtlere karşı birleştirebilmişlerdir. Bu müşterek denetimin hukuk, adalet yaratmadığı, bilakis hukuk ve adalet duygularını çiğnediği, rencide ettiği çok açıktır. Bu baskı ve zulüm süreçlerine karşı, baskıya karşı direnme meşru bir hak olarak belirmektedir.”

Yalan mı, burada yazılanlar satırı satırına doğru değil mi?

İsmail Hoca’ya aynen katılıyorum.


orhanmir@hotmail.com

Orhan Miroğlu

Yazarın Diğer Yazıları

Yorumlar

Yorum yapılmamış!

Yorum Yap