Anasayfam Yap   Favorilerime Ekle   Geri Beslemeler

Yazılar

 Serdar Turgut, muz, karpuz ve domates meselesi… 11.05.2009  

90’lı yılların ortalarında Güner Ümit adındaki bir televizyon programı sunucusu, sunduğu bir yarışma programında Aleviler için çirkin sözler sarf etmişti. Serdar Turgut’un Kürtlerle ilgili Rojin ve “teröristler” üzerinden dışa vurduğu düşünceleri, Güner Ümit’in sözlerinden daha az kötü, çirkin ve rezil değildir.

 

 

 

Serdar Turgut’un Akşam gazetesindeki köşesinde (24 Ekim 2009 Cumartesi) yayımlanan yazısında yer alan, ahlak ve hayâ duygusundan yoksun çirkin ifadelerle ilgili Rojin, savcılığa başvurdu. Rojin’in yasal haklarını kullanarak kişiliğine yönelik bu saldırının cezalandırılmasını istemesi hakkıdır, doğaldır. Bunun hukuki karşılığını, izleyen süreçte göreceğiz.

Fakat Serdar Turgut’un söz konusu yazısı sadece Rojin’in etnik kimliği ve kadın kişiliğiyle ilgili hakaret unsurları içermiyor, aynı zamanda Rojin’in şahsında bütün Kürt kadınlarına ve genel olarak da “terörist” gördüğü Kürtlere karşı ırkçı bir zihniyetin tezahürü oluyor.

Serdar Turgut’un “PKK teröristi olmadığım için pişmanım” başlığını koyduğu yazıdan, her yazar ve gazetecinin okuyucusuna karşı sahip olması gereken saygı ve sorumluluk ölçülerini hayli zorlayacağı için, alıntı yapmak istemiyorum. (Meraklısı Akşam gazetesinin internet sitesinden okuyabilir, zira hâlâ orada duruyor. Ama hatırlatmış olayım, okumadan önce hayli sabır biriktirmesi gerek...) Her satırı Turgut’un Kürtlere yönelik taşıdığı ırkçı, şoven histerinin çirkin birer kanıtı.

Turgut bu yazısı nedeniyle yargı önüne çıksa, muhtemelen “Siz de hiç şakadan anlamıyorsunuz” mealinde bir savunma yapacak ve köşesine dönüp Kürtleri bir de “zekâdan yoksun” filan olmakla itham eden bir yazı yazacak. Fakat sahip olduğu mantık değişmedikten sonra (ki bu, kendisinin de yazılarında teyit ettiği üzere çok mümkün görünmüyor), yine serseri mayın misali bir yerlerden o çirkin mantık patlak verecek. “İflah olmaz” olduğunu söyleyen bir vakayla karşı karşıya olduğumuza göre, bu, aşağı yukarı kesin gibi...

Serdar Turgut, Hürriyet gazetesinden bu yana, yazılarından eşi olduğunu bildiğimiz Rana ve “penisi” ile ilgili yazılar döktürüyor, ilginç fantezilerini yazıyor; dolayısıyla da okunmuyor. Ama ne hikmetse, başarısız genel yayın yönetmenliği denemesinden sonra, köşesinde sorunlu ruh halini yansıtan yazılar döktürme imkânına sahip olmayı da sürdürüyor. Gazetesinin yöneticileri kendisinde her ne keramet bulmuşlarsa, kendi sorunları. Fakat bir halkı böylesine pervasızca aşağılamanın, aşağıladığını sanmanın bu denli kolay olmadığını, olmaması gerektiğini de birilerinin ona anlatması gerekiyor. Mesela “bacaklarını seyretmek için” her fırsatta ziyaretine gittiğini söylediği Amerikalı psikologunun?

90’lı yılların ortalarında Güner Ümit adında bir televizyon programı sunucusu, sunduğu bir yarışma programında Aleviler için çirkin sözler sarf etmişti. Büyük tepkilerle karşılaşmıştı, özürler dilemişti, ama o gün bugündür o kişi TV ekranlarından silindi gitti. Serdar Turgut’un sarf ettiği sözler, Kürtlerle ilgili Rojin ve “teröristler” üzerinden dışa vurduğu düşünceleri, Güner Ümit’in sözlerinden daha az kötü, çirkin ve rezil değildir.

Serdar Turgut, fantezileriyle meşgul olduğu dünyasında fark etmemiş olabilir: Kürtler onun beyninde hâlâ yankılanıp durduğu anlaşılan zamanlardaki Kürtler değiller artık. Örneğin artık arkalarında sallanan bir “kuyruk” yok! En hafif tabirle adlarının “kırro” olmakla bir tutulduğu zamanlar da çok geride kaldı! “Kürt” olduklarını gizleyerek yaşadıkları zamanlar da öyle. Turgut görmeyeli Kürtler, “terörist” oldular... Dağlar ise onların tarihleri boyunca zaten, biraz da mecburen, aşina oldukları yerler idi...

İşte şuraya yazıyorum, Serdar Turgut’un Kürtlerle ilgili o skandal yazıdan sonraki ikinci yazısı, “ya verelim de kurtulalım” mealinde olacak. Normalde öyle olması gerekiyor çünkü. (Buna benzer bir yazıyı Hürriyet zamanlarında Emin Çölaşan da yazmıştı: Verelim de kurtulalım demişti, milliyetçi duyguları galeyana gelmiş olarak.)

Ama yağma yok Mr. Turgut, önce ne vereceğinize bakarız. Hak, hukuk, kardeşlik ise mesele yok. Memleketi karpuz misali bölelim diyeceksen, orada dur...

Kürt sorunu artık her niyete yenilen bir “muz” değildir; tıpkı memleket de bir “karpuz” olmadığı gibi...

Son bir not da “domates” ile ilgili: Sen sen ol, olmaz ya, olur da Ankara’nın doğusuna yolun düşerse, “tebdili kıyafeti” ihmal etme... Zira Kürtler “terörist” oldukları kadar hafızaları güçlü insanlardır. Ayıbını hatırlatır, seni mahcup ederler.  

30 Ekim 209, Taraf

Cafer Solgun

Yazarın Diğer Yazıları

Yorumlar

Yorum yapılmamış!

Yorum Yap